Yusuf GEZGİN Rotating Header Image

Medya, Kriptolar ve Fenerbahçe Üzerine

Medya, Kriptolar ve FenerbahçeHayatın önemli bütün alanlarında olduğu gibi, birilerine önemli hareket alanları açan, operasyon imkanları tanıyan, psikolojik harekat kabiliyeti sağlayan yazılı ve görsel medyada da kripto ecnebiler etkin ve baskındırlar. Her ne kadar son zamanlarda tekel durumları sona ermiş ise de, değişik yelpazedeki medya organlarında kripto ecnebiler hala çok güçlüdürler. Kamuoyu oluşturma ve etkileme araçlarının başında gelen sanat ve sinema sektöründe ciddi bir kripto egemenliği vardır. Son tartışmalarda “sanatçı” denilen, hazineden beslenen şarlatanların kopardığı kıyamette yine kriptoların etkinliği vardır. (İlerde “Kriptolar ve sanat-sinema” konusu belki ayrı bir yazı olabilir).

Kripto yapıların sistemin ve devletin bütün ünitelerine hakim olduğu Tek Parti döneminde medya aktörlerinin, patronların, yazar çizerlerin neredeyse tamamı kriptolardan oluşmakta idi. 1950’lere kadar olan dönemde bütünüyle, 1980’lere kadar olan dönemde ağırlıklı olarak medyada öne çıkanlar misyon sahibi, kriptolar adına hareket eden kişilerdi. Magazin basını ve medyasında rol alan, nesilleri yozlaştırmak ve aileyi yıkmak üzere özel görevlendirilmiş, sanatla-estetikle alakası olmayan ahlaksızlar ise ekseriyetle bu vazifeyi “görev şuuruyla” yapan kriptolardır. Türk sinemasının, sanatının, tiyatrosunun vd duayenleri denilen insanlara mercek tuttuğunuzda benzer tablo karşınıza çıkar. Bu alanın patronajı (magazin medyanın, ajansların, sinema sektörünün, tiyatro alanının) bu tür yapıların kontrolündedir. Patronlar ahlaksızlığı yaymayı vazife bilen, Türk-İslam toplumuna hınçla dolu kripto bayan-erkeklerin yanında fakirlik, zaruret veya eğitimsizlik, ilgisizlik yüzünden ağlarına düşürdükleri Müslümanları, özellikle genç kız ve kadınları da ahlaksız uygulamalarına, toplumu deforme etme stratejilerine malzeme yaparlar. Toplumda fuhşu ve pornografiyi yayarlar. 1980’lerden sonra medyada kısmi çeşitlenme olmuş, yerli ve milli unsurlar da devreye girmeye başlamış; AK Parti hükümetlerinden sonra epeyce güçlenmiş ise de, hala medyada kriptoların ağırlığı vardır. (daha fazla…)

Share

Ak Parti Cemaatleşiyor…

Ak Parti CemaatleşiyorMİT’le, Hakan Fidan’la ilgili kriz çıktığında bazı mahfillerde “paralel devlet”ten bahsedildi; hukuki gerekçeler ve yargının bağımsızlığı dikkate alınmaksızın olay “hükümete ve başbakana bir rest” olarak sunuldu ve AKP yandaşı medya bir anda MİTsever oldu. Kırk yıllık MİT bir anda, bir Fidan’la AKPak hale geldi. Erdoğan’la göbek bağı olan gazeteciler günlerce MİT’in kahramanlıklarını(!) yazdılar. Memleket MİT’in ne müthiş işler yaptığına bu gazeteciler sayesinde muttali oldu!.. Bu süreçte sıkça “Cemaatin devletleştiği” üzerinde durularak kontrol edilmesinin gerekliliğine işaret edildi.
Aslında MİT krizi çıkmazdan çok önce, birkaç yıldır devlet içinde ve hükümet marifetiyle bir cemaat avı olduğu ve cemaatten insanların belirli noktalara getirilmediği cemaat mensupları tarafından hafif yollu dillendirilmekteydi. Başbakanın bürokrasideki bazı prenslerinin yaptığı üst düzey “bürokrat havuzları” artık herkesçe malum. Kulislerde dolaşanlara göre bu havuzun oluşturulmasının birinci nedeni cemaat mensubu kişilerin kazara üst düzey bir yere gelmesinin önüne geçmekti. Cemaat ise sürekli ve sadakatle oy verdikleri bir siyasi hareket tarafından, 28 Şubat sürecinde yaşadıkları takip ve tarassudun, tecrit ve dışlamanın bir benzerinin kendilerine yeniden yaşatıldığını düşünüyor. Eski fişlemelerin, andıçların hesaplarının görüldüğü böyle bir dönemde, 28 Şubata benzer yeni fişlemelerin olduğu yönünde uç iddialar da var. (daha fazla…)

Share

İrancı Hamleler, Başkanlık ve Dalgaların Gürültüsü

İranlı şair der ki: “Aşka uçma kanatların yanar.”

Mevlana der ki: “Aşka uçmadıktan sonra kanat neye yarar!”

AKP iktidarının sırrı ve bugüne kadar ki en önemli özelliği nedir diye sorulacak olsa, bu milletin sinesinde acısı bulunan, vicdanında derin izler bırakan kâdim sorunlarda cesurca hamleler yapması, cerrahi müdahale konusunda da neşter kullanmaktan çekinmemesidir diyebilirim. İktidar gösterdiği cesaret sayesinde devlet içindeki milli unsurları da tetiklemeyi başarmış, onların risk alarak yaptıkları cesurca hamlelere destek vermekten de geri durmamıştır. İktidar, eski siyasetçilerin yaptığı gibi kanser acısına aspirinle çözüm aramış olsa, ekonomik başarılarının tek başına bir manası kalmayacak, zengin fakat psikolojisi bozuk bir hastanın ruh halindeki kırılganlık misali halktan gelecek tepkilerle yıpranıp dağılabilirdi. AKP iktidarının, on yıl süreyle devam edebilmesinin sebebini millet vicdanının rahatlatılmasında aramalıyız. Sarıkız, Eldiven, Ergenekon ve Balyoz davaları, Başörtüsü yasağı, YÖK’deki değişim, darbelerle hesaplaşma, 27 Nisan’a cevap, Faili meçhullerin araştırılması, Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi konularda millet olarak adeta duygu terapisi yaşadık ve partinin oyları da artmaya devam etti. “Derin Hesaplaşma” sürdükçe gücü artan bir iktidarın şimdiler de şaşırtıcı bir şekilde tavır değiştirmesini peki nasıl izah edebiliriz?

Erdoğan’la göğüs göğüse çarpışarak bir sonuç alamayacaklarını anlayanlar, çarpışmayı bırakarak psikolojik tahliller eşliğinde insani zaaflara yatırım yapmaya başladılar. MİT krizi bahanesiyle iktidarın paylaşılmak istendiği ve Başbakan’ın da artık hedef olduğu tezini işleyerek “hükümet eliyle cemaati nasıl tepeleriz” diye hesap yapanlar şimdilerde de “İslam Dünyasının Liderliği” tezi üzerinden ülkedeki tüm derin hesaplaşmaları bitirmek niyetindeler. Yeni stratejide rol alanların “Ulusalcı ve İrancı” bir ittifak olduğu hususunda artık bir tereddüt de kalmadı. (daha fazla…)

Share

Türk Prometheler, Ergenekon ve Bir Numara…

Yarım asırdan fazla bir süre Topağacı Ihlamur Yolu, H. Apt. No:…Nişantaşı, İstanbul adresinde oturan 12 Aralık 2009’da Milliyet’ten Serpil Yılmaz’a verdiği mülakatta “darbelerin bakanı” olarak anılmak istemediğini özellikle vurgulayan Ş.Ş.K’nın nisan ayının son günlerinde ölmesi ile birlikte gazetelerde çıkan haberler ve verilen vefat ilanlarının satır aralarına bakıldığı zaman bazı gerçekleri daha iyi anlarız.

Nitekim Ş.Ş.K.’nın ölümü üzerine TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Kudatgobilik, “Büyük eğitim gönüllüsü Ş.Ş.K’nın, Türk sanayi ve eğitimine yaptığı katkılarla daima TİSK camiasının gönlünde yaşayacaktır” dedi ve ekledi: Kurucumuzdur.

Başka bir sivil toplum kuruşunun “Merhuma Tanrı’dan rahmet, kederli ailesine tüm sevenlerine sabırlar dilediği ilanı ile öğrendik ki Ş.Ş.K, 1967 yılında kurulan Türk Eğitim Vakfı’nın kurucu üyesi, yönetim kurulu ve mütevelli heyeti üyeliği yapmış bir isim.

Sportoto Süper Ligi kupasını Kadıköy’de kaldıran kulübün sitesinden yapılan açıklamadaki ifadeler ise özenle seçilmişti ve daha dikkat çekiciydi.  Satır aralarında Ş.Ş.K’nın ülkemizin en kritik yıllarında üstlendiği büyük sorumlulukları başarıyla yerine getirmesine dikkat çekiliyordu. Ülkemizin en kritik yılları ifadesine nasıl bir anlam yüklememiz gerektiğini düşündüm ve Galatasatay yönetiminin bu cümlelerinden öğrendim ki kulüp en yaşlı üyesini, divan kurulu üyesini kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyordu. İlanların arasında gezerken Ş.Ş.K’nın Marmara Grubu Stratejik Ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın kurucu üyesi ve onur madalyası sahibi olduğunu,“ “Vakfın aziz büyüklerinin(!) cenazesinin Teşvikiye Camii’nden 27 Nisan 2012 günü öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedileceğini” anlattıkları ilanı okuyunca” bu cümlelerin aslında başlı başına mana taşıdığını düşünmeden edemiyor insan. (daha fazla…)

Share

Hayati Konuları İhmal Etmeyelim…

Günler, gereksiz münakaşalarla israf ediliyor. Gündem, devamlı olarak, işgal altında. Hayati konular hep geri planda kalıyor.

Ülkemiz, maalesef, tam anlamı ile deprem kuşağı üzerinde bulunmaktadır. Her an tehlike mevcuttur. Rabbim korusun, büyük riskler söz konusu olabilir.

Bu tablo içinde, tüm halkımızın ve yöneticilerimizin, en fazla “depreme karşı alınacak tedbirler” konusuna odaklanması gerekmektedir.

Sayın Erdoğan Bayraktar, “kent dokularını yenileme” konusunu devamlı dile getirmektedir. Müteşekkiriz. Ancak, herkesin aynı konuya ağırlık vermesi de şarttır;

1-Tüm mahalli yöneticiler; kaçak yapılara, gecekondulara, en küçük bir tavizi bile vermemelidirler. (TBMM de, gecekondu affı vb. konularda tavizsiz davranmalıdır.) Tüm şehirlerde deprem master planları yapılmalıdır. Sağlıklı, rant amacından uzak imar planları yapılmalı, titiz biçimde uygulanmalıdır. (daha fazla…)

Share

Devleri Uyandırmak…

Bu kadar kavga, gürültü, politik çekişmelerle içimizi karatan ortamda iç açıcı bilgiler vermek istiyorum.

1- 2011 yılında, 34 milyon tonluk demir-çelik üretimi ile Avrupa’da(Almanya’dan sonra) ikinci ve dünyada 10′uncu sırada yer aldık.

-İnşallah; 2012′de yüzde 11′lik artışla 38 milyon tona ulaşacağız.

-Sektörde, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 141′e ulaşmıştır. Bu yıl oranın yüzde 150′ye yükselmesi beklenmektedir.

-Yassı çelik üretiminde de, kapasite tüketimin üzerine çıkmıştır. Nasipse bu konuda da net ihracatçı durumuna geleceğiz.

2- Bu güzel gelişmelerde en büyük pay Karabük ve İskenderun Demir Çelik Fabrikaları’na aittir.

Bu iki fabrika 1990′lı yılların ortalarında, problemlerle boğuşan/astronomik zararlar eden/üretimi düşük ve pahalı/aşırı istihdam deposu/kamunun ve sendika ağalarının çiftliği/teknolojisi eski ve pahalı birer kuruluştu.

3- Karabük’ün yıllık zararı, 250 milyon doları bulmakta idi. Kapatılması düşünülmekte idi. (daha fazla…)

Share